insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 12

utanç



utanç.

kimin utancı

neyden utanmak

utanmak?

herkes utanabilir mi

öyle durumlar vardır ki:

"insan olan utanır "değil mi

genelde insan olduklarının bir ispatı olarak

-ve genelde bunu kendilerine ispatlamak için-

utanmak

evet

yaptığımız bu

kaçımız utanç duyduktan sonra o durumu ortadan kaldırmak için harekete geçtik

ya da geçiyoruz

çok üzgünüz hepimiz

içimiz yanıyor

hem yaşananlardan hem de kendimizden utanıyoruz

dilimizde..

gönlümüzün dilinde?

ı-ıh

söylemde..

gönlümün diliyle söyleyememenin, söylemi kullanmanın acizliği ile kendi utancımı paylaşıyorum.

daha doğrusu utançlarımdan sadece bir tanesini...



dünya nüfusunun ne kadarını anlayabiliyoruz

ne kadarının yaşamını kavrayabiliyoruz

ne kadarının acısını hissedebiliyoruz

ne kadarının gerçekten yaşayabildiğini aklımız alıyor

"tarih" diye birbirimize anlattıklarımız/okuduklarımız geçmiş zamanda değil şimdiki zamanda ve gelecek zamanda dönüp dönüp duruyor

gelişme?

gelişme mi dediniz?

en eşitsizinden..

atlanılan "çağ"ları belirlemek için ülkelerin o "tarihi an"ı belirleme yarışı vardır

osmanlı imparatorluğu fatih'in istanbul'u fethi der mesela

dünya ne kadar iplemese de

bu sadece dünya tarihine dair bir güç gösterisi değilmiş

şimdi anlıyorum

bilmem kaçıncı yüzyılda bilgisayar başında enformasyon çağında yaşarken, yazdıklarımı hiiç tanımadığım insanlarla paylaşma imkanı bulurken, aklıma takılan bir "kelime"yi google'a yazıp "ara" ya tıkladığımda sadece saniyelerle o bilgiye ulaşabilirken

aynı zamanda dünya üzerindeki koordinatları farklı olan birinin -benim yaşadığım devletin sınırları da dahil- başka bir "çağ"da yaşıyor olması uzaya giden dünyanın değerinin beş para etmediğinin dinamik bir kanıtı

afganistan.

henüz bir istanbulları da fatihleri de yok.

ne biliyoruz oraya dair

taliban, abd, terör, sscb, işgal, asya, ortadoğu, talabani..

kaç kelime daha ekleyebilirsiniz?

neler ekleyebilirsiniz

doğum oranları, ölüm oranları, okur yazar oranları, ortalama ömür..

veriler.

veri?

bize bu "veri"lenler gerçekten anlatıyor mu afgan halkını

İNSANLARI

bilinenlere belki bir film de eklenebilir: utanç.

bir afgan kızın "komik hikayeler öğrenmek için" okula gitmek uğruna verdiği mücadele.

defter alabilmek için koştururken o

gözleri defterlerle, müsvedde kağıtlarla dolu "masa-m-da" oturup

-ya git okulda al birinden bir sayfa

diye geçirmek içimden..

kalem almaya parası yetmediği için annesinin rujunu almayı akıl ettiğinde

kalemlikleri tıka basa rengarenk çeşit çeşit dolu "masa-m-da" oturup

-yahu gitsene okula birinde mutlaka fazla bir kalem vardır

diye yine geçirmek içimden..

okula gitmek için o koşturup dururken

hem de sadece komik öyküler öğrenmek için okula gitmeyi isterken

yürekten

senelerdir okumaktan gına gelmiş hem de bana garanti bir iş olanağı sağlamayan eğitim hayatımın verdiği tüm bezginlikle

-canım benim ne kadar zaman geçti boşver uğraşma dön evine derdin ne

diye yine yine geçirmek içimden..

binbir zorlukla aldığı defteri gözlerinin önünde paramparça olurken, her isteyene bir sayfa verirken

bunca imkana sahip olduğum halde paylaşımdan en yoksun halimle onu araçtan amaca çevirip

-kızcağızım çıldırdın mı alsana ellerinden defterini, sana ne kaldı şimdi

diye bir kez daha geçirmek içimden..

"savaş oyunu" oynamak istemediği için direnen, ölmediği için onu rahat bırakmayan çocukları görüp

benim gibi onu zerre kadar anlamayan abbas'ın sesine sesim karışarak

- bakhtay öl, ölmeden kurtulamayacaksın ellerinden

diye teslim bayraklarını çoktaan çekmiş olan içimden geçirmek sonunda da başında olduğu gibi..


savaş oyunu..

çocuklar bile farkındayken bunun

bu oyunun

hala süregitmesi

en acımasız

en insansız halleriyle

gelişimin eşitsizliği ile tanımlayıp zerre kadar güzel olmayan, film bitene kadar gördüklerimin bu çağa dair olduğuna, yaşanıyor olduğuna inanamadığım film karelerine gömmek istediğin o sahneler için onları derleyen için bana getiren için "ne güzeldi değil mi " diye yorumda bulunmak,

"insanın içi sızlıyor değil mi, film bittiğinde gözümden bir damla yaş süzüldü hatırlıyorum" sözleri ile karşılaşmak,

insan olanın içi sızlayacağı için o sahnelere tanıklık edenlere ve daha önemlisi kendimize ne kadar insan olduğumuzu kanıtlamak için ne kadar sızladığını içimizin, donup kaldığımızı, inanamadığımızı döne döne farklı kelimelerle bezeye bezeye "yorum yapmak".

yorum

bütün yapabileceğimiz bu di mi

ya da mücadele ediyorsak bu düzenle mutlak bir gün herşeyin değişeceğine/herşeyi değiştireceğimize inanıyorsak mücadele etmek sistemle, sistemin hayatımızın derinlerine işleyen görüngüleriyle

ama kimi coğrafyalarda nasıl değişir bir şeyler bilmeden yüzümüzü hep hep hep ama hep batıya dönüyorsak

batının oyun oynayan insanıyla oynamak istemezken o kimi coğrafyalardaki sadece yaşamaya çalışan insanlar

utanarak

insanlığımdan

güneş doğacaksa eğer yeryüzüne

gerçekten

doğudan olacak

biliyorum

bilerek

daha çok ama çok yaşayan toprağa gömülmeden bunun olmayacağını

bilerek

bir "yaşayan" olarak

iliklerimde hissedeceğim o doğuşu

iliklerimde..

şimdi insanlıktan çıkışımı ne kadar hissediyorsam yine o "ilikler"de

öyle hissedeceğim..

öyle!

*bir ünlemle bitmeyi haketmiyor bu aciz biliş. o nedenle ünlemi alıyor üç adet nokta koyuyorum

...


Cumartesi, Ocak 31

insan-yordam; peki hayat?


paylaşmak isterken buldum kendimi, birden..

"sen ey kendiyle yetinen" diye bangır bangır bağırırken, kendime ulaşmak içinmiş meğerse onca kıyamet.
aşka aşık olmak, aşkın insanda varoluşuna, onu insan yapışına tanıklık etmek "aşık" olmak değil "aşk" olmayı istemek..
bir yolun/yordamın insanı değil de insan olabilmek..
elimizden çoğu zaman insan olmaktan başka bir şeyin gelemeyeceği kadar edilgen olmaya zorlandığımızda bile gene sırf insan olduğumuzdan çırpınmak birşeyler yapabilmek için
ve yaşama güzellik uydurmaya çalışmadan yaşayabilmek..
"an"ları yaşayabilmek, sormaktan sorgulamaktan bir türlü yaşanamayan o "an"lar..
kontrol altında tutma çabası, incinip üzülmeme kaygısı, zamanın akıp gitmesi korkusu ile ket vurup başkalarının hikayeleri, şiirleri, "yaşanmışlıkları" olarak karşımıza çıkan bizim "favorimiz" olan anları yaşabilmek..

koşturuyordum, herşeyden ve herkesten önce kendim için ama sorgulamadan; belki de sorgulamaktan kaçarak..
yani daha doğrusu sorgumun sonuçlarının getirdiği/yüklediği sorumluluğu kaldıramamaktan "kaçarak "koşuyordum".
olmadı.. o sorumluluğu alabilmek için defalarca,saatlerce, gecelerce, haftalarca konuştum,kafamda.. ne dialoglar kurdum.
sonra?
vazgeçtim!
daha önce nasıl yaşıyorduysam öyle yaşayabilirdim
heralde
yaşardım
yani
yaşayamadım..
koştum,
evime,kapandım odama
uyudum,uyudum.. düşler gördüm.. düş ağrısı çektim..
uyanmak acı geldi. herkesin uyuduğu saatlerde durabiliyorum artık ayakta, iç rahatlığıyla.
okudum,yalnızlaşmanın enn güzel yolu olan raflar dolusu kitaplarıma "saldırdım"
ve bir baktım ki sahiplenir oldum masamı, sandalyemi,kitaplığımı, okuma ışığımı, saat tiktaklarını, odamı..
korktum
korkuyorum
daha ne kadar devam edebilir böyle..
daha ne kadar "şeyler" e sarılabilirim düşüp yuvarlanmamak için?
"sorumluluk"
sorunlu bir sorumlu olmak kadar acı vereni, anlaşılmamaya iteni, yok gelmiyor aklıma..
başka hayatlarla kesişecek diye hayatım ürküyorum..
kapatsam kendimi evlere kapatsam diyorum edip'le
kapatıyorum kendimi orada olmasa da düşlerimde yıkanmış bir deniz bulma umuduyla
ama o "çok sesli vuruşma"yı , anıları ev-im-de bol bol bulacağımı bilerek
kimi isteyerek, kimi "keşke"leyerek geçirdiğim anılarım..
bir gün doğarken - bu saatler yeni güne delalet- aydınlığın ilk ölümü olan bir dışa vurumla
ne diyeceğini pek de bilemeyerek, insanın sonsuzunu geçirerek zihinden
korkarak korkumla "ben yokum sırada" demek için
buradayım, bu evde
odada
oda-m-da
insan silüetli korkularımdan korktuğum için..
yüzleşmek için güç toplamaya çalışırken gittikçe cılızlaştığım için
ama yine de umudum kalabalık
nasıl olur ama değil mi?
insanım..
yordamı olmayan!